İskenderiye Kütüphanesi
El Amaneser · no. 188 · 14 Ekim 2020
Ladino aslından çevrilmiştir. Aslını oku
Büyük İskender çağımızdan önce 323 yılında ölünce, Ptolemaios hanedanı Mısır'ı kontrol etmeye başladı. Kral I. Ptolemaios başkenti İskenderiye'de kurdu ve içinde binlerce kitap bulunan ünlü kütüphaneyi inşa etmeye başladı. Çağımızın 415 yılında, o dönemin ünlü piskoposu İskenderiyeli Kyrillos, ünlü kadın filozof, matematikçi ve astronom Hypatia'yı öldürttü; Hypatia şehrin kilisesinde bir hayvan gibi boğazlandı. Kyrillos onu doğrudan öldüren kişi olmasa bile bu cinayetin sorumlusuydu, çünkü Hypatia gerçeği arayan ve düşündüğünü söylemekten korkmayan bir aydındı.
Matematik ve felsefeyle ilgilenen ilk kadındı. Unutmayalım ki matematik olmadan felsefeyi anlamak kolay değildir. Hypatia büyük bir bilgindi ve yöneticilere, Piskopos Kyrillos ile arası iyi olmayan Kral Ptolemaios da dahil, öğütler verirdi. Hypatia pagandı, ama öğrencilerinin çoğu Hristiyandı. Onlara karşı büyük bir hoşgörüsü vardı ve feminizmin, 'kadın hakları'nın simgesi olmuştu. Piskopos Kyrillos, Doğu Roma İmparatorluğu'nda kendisinden daha saygın olduğu için Hypatia'yı çok kıskanıyordu. Hypatia bu erdemi, İskenderiye'de felsefe ve bilim profesörü olan babası Theon'dan almıştı.
364 yılındaki güneş ve ay tutulmasını önceden bildiren oydu. İskenderiye, 'Museion' yani Musaların Tapınağı (Musalar = ilham perileri) denen bir merkezin kurulması emrini veren Büyük İskender'den beri çok önemli bir kültür merkeziydi. O günlerin dünyasının en büyük kütüphanesi haline gelen işte bu tapınaktı. Bugünün üniversitesi gibi bir merkezdi; sözlükleri, ansiklopedileri, bilim ve astronomi aletleri, araştırmacının, bilim arayıcısının ihtiyaç duyabileceği her şey vardı. Büyük İskender ölünce imparatorluğu üç komutan arasında bölündü: Seleukos, Antigonos ve Ptolemaios.
Seleukos, Babil'i başkent yaparak imparatorluğun doğu kısmını aldı; Antigonos Monophthalmos (tek göz) Makedonya'yı, Yunanistan'ı ve Anadolu'yu sahiplendi; Ptolemaios ise İskenderiye'yi başkent yapıp Büyük İskender'in mezarını başkente getirerek Mısır'ın valisi oldu. Şehrin kentleşmesi çok planlı bir biçimde başladı. Ptolemaios'un en büyük projesi, çağımızdan önce 306 yılından itibaren büyük kütüphanenin inşasıydı. Başından itibaren Mezopotamya'dan, İran'dan, Yunanistan'dan, Roma'dan ve Mısır'dan muazzam zenginlikler topladı. Çağımızın 642 yılında yanana kadar bu kütüphane tek kültür ve öğretim merkezi, Yahudilik ile Hristiyanlık dünyasının arkasındaki tek felsefi ve manevi güçtü.
306'dan sonraki ilk yüzyıllarda kütüphane, filozoflar Aristo ve Platon'un etki merkeziydi. Çağımızın ilk 150 yılında kütüphane ünlü Yahudi filozof Philo'dan etkilendi. Sonra, yanana kadar, 'İskenderiye Okulu' denen akımın etkisi geldi ve entelektüel dünyaya hâkim oldu. Ptolemaios bu projeyi yönetmesi için Atina'dan 'Phaleronlu Demetrios' adlı bir profesör getirtti. Bu projede yalnızca kitaplara değil, öğrenim için bir üniversiteye de yer vardı. Harika bir şey de kütüphanenin 'Pinakes' denen kataloğuydu. Pinakes'in tam adı şöyleydi: 'Bütün Yunan uygarlığının harikulade eserlerinin tabletleri'.
Yunancada Pinakes 'tablet' demektir. Yalnızca bu katalog, Pinakes, kütüphanenin bütün çalışmasının disiplinle, her eserin iyi bir tanımıyla kaydedildiği 120 rulodan oluşuyordu. Bütün eserler başlıklarıyla, yazarın adıyla, yazarın doğum yeriyle, yazarı etkileyen ve yetiştirenlerin adlarıyla, kısa bir biyografiyle, aynı yazarın başka birkaç eseriyle ve bu eserin bilgi kaynaklarıyla tanımlanmıştı. Bu katalog, Gutenberg'in 15. yüzyılda bastığı İncil gibi, Batı uygarlığında bir ilkti. İyi bir kataloğun kuralları böylece sonsuza dek belirlenmiş oldu. O dönemde kütüphanede 500.000 kitap vardı; 2000 yıl önce kitap sayısı neredeyse 1 milyona çıktı.
Bu kütüphanenin yöneticilerinden biri, matematik, coğrafya, astronomi, filoloji, tarih ve şiirde uzman olan ünlü filozof Eratosthenes'ti. Platon'dan sonraki bilge olarak tanınırdı. Dünyanın çevresini ölçme yöntemini bulan oydu. Kütüphanenin bir başka yöneticisi Bizanslı Aristophanes'ti. Okuduğu her şeyi bir fotoğraf gibi ezberleyebilen ve okuduğunu anında ezbere söyleyebilen dâhi bir adamdı. Öteki ünlü kütüphanenin, Pergamon'un (Bergama) yöneticisi olmaya davet edildi ve Aristophanes kabul etti. Ama Kral V. Ptolemaios kıskançlıktan, Pergamon'a gitmesin diye onu hapse attı; çünkü iki kütüphane arasında büyük bir rekabet vardı.
Ptolemaios her zaman en iyi olmak için, üzerine yazı yazılan bitki yaprakları olan papirüsün ihracatına izin vermedi. Ama Pergamon şehri yazabilmek için, bizim 'parşömen' dediğimiz, çok ince işlenmiş inek ya da keçi derisini icat etti. Tora ruloları da parşömen üzerine yazılır. Roma İmparatorluğu'nun son yüzyıllarında ve Bizans İmparatorluğu'nun ilk yüzyıllarında, Arapların gelişine kadar, siyasi yöneticiler kütüphanenin şanını oluşturan entelektüel düzeyi korumayı hiç beceremediler; çünkü bu son yöneticiler 'Akıl'ı terk edip 'Din'e derinlemesine daldılar; oysa Philo, Hypatia gibi insanlar bu dönemde yaşamıştı.
Philo Judaeus, İskenderiye'nin çok önemli bir Yahudi ailesine mensuptu. Kardeşi bu şehrin Yahudi cemaatinin başkanıydı. Bu sayede Philo pek çok kitap yazabildi. Bütün bunları aynı dönemde yaşamış Yahudi tarihçi Josephus sayesinde biliyoruz. Yunan sanatına ve uygarlığına büyük bir hayranlığı vardı. Philo'nun Yahudi eğitimi olmayan bir gymnasium'da okuduğuna inanılır. Sofokles, Euripides gibi büyük yazarlarla, hele felsefeyle, matematikle ve tiyatroyla ilgilenirdi. Yahudi 'Alaha'sı ile Yunan-Roma yasaları arasındaki tartışmalarda ikincilerin tarafındaydı.
Yalnız yaşayan ve zenginliği reddeden Essenileri destekliyordu. İskenderiye'de Yahudilere karşı yapılan pogromdan ve sahip oldukları hakların çoğunun kaldırılmasından sonra İmparator Caligula'ya şikâyet götüren heyetin başkanıydı. Araplar Mısır'ı ve elbette İskenderiye'yi fethettiğinde, Arap komutanlar kütüphaneyi yakmadan önce kitapların çoğunu alıp götürdüler. Aristo'nun, Platon'un ve daha nicelerinin eserleri böylece çevrildi... Bütün bunları Araplardan öğrenip dünyaya aktaranlar da Haçlılar oldu.